Kar hafifçe yağmaya başlamıştı. Tahsin’i görmeye gelen tek kişi benim. Kapıdan içeri girdim, kilitli değildi. Tahsin kapısını kilitlemez, herkese açıktır. İçeri girdiğimde şöminenin karşısında, sallanan sandalyede sallanıyordu. Tahsin o sandalyeye bayılır. Karısının aldığı ilk hediyeydi.
Gözleri görmeyi uzun süre önce bırakmıştı Tahsin’in. Çıtırtıları dinliyordu.
Tahsin kör olduktan sonra bir şeyleri dinlemeyi daha çok sevdi. Eskiden hiçbir şey dinlemezdi, ne müzik ne haber ne eşinin dediklerini. Eşi öldükten ve kendisi kör olduktan sonra eşinin dedikleri aklından çıkmaz oldu. Sadece onları düşünüyordu. Yalnızdı. Çocukları uzaktaydı, yanına gelmezlerdi. İki oğlu vardı. Bu Noel’i aileleriyle geçiriyorlar.
Sessizce Tahsin’in karşısına oturdum. Duymadı. Sallanmaya devam ediyordu. Şömine, ortamı çok az aydınlatıyordu. Odada aydınlananlar, büyük bir kitaplık, sandalyenin karşısında bir kanepe, kanepe ve sandalye arası bir sehpa, yerde örme bir kilim ve kitaplıktan sarkan yeşil bir süs.
Tahsin ufak bir iç çekti. Burada olduğumu biliyor gibiydi. Ona biraz zaman vermek istiyorum. Belki konuşur, döker. İnsanlar ölmeden önce söyleyemedikleri şeylerden kurtulmak isterler.
Tahsin konuşmayı çok severdi. Tabi yanında konuşacak birileri olduğu zaman. Tahsin uzun zamandır konuşmayı sevmiyor.
Vedat diye biri aradı. Tahsin telefonu açtı ama konuşmadı. Vedat Noel’i kutladı. Neden onu çağırmadığını söyledi. Tahsin sadece “Anlıyorum” dedi. Telefonu kapattı, sallanmaya geri döndü.
Tahsin güneş gözlüğü takmazdı. Göz kapaklarını kapalı tutardı. Gözleri uyuşurdu ama bunu yine de bırakmazdı. Kör olunca dışarı çıkmayı bırakmıştı. Evde saçını üçe vurur, siparişleri eski asistanı getirirdi.
Tahsin iyi bir doktordu. Hastanesi vardı. Çocuklarından biri işletiyor. Oradaki asistanı üçüncü çocuğu sayılır. Adını bilmiyorum. Sessiz, iyi biri. Belki ondan bilmiyorumdur. Kimse ona kızmadığı için adını duymadım.
Tahsin gururlu biri. Asistan eşya getirince kapıyı ona açmaz. O gidene kadar bekler. Öyle açar. Asistan da alıştı buna. Sormuyor. Asistan iyi biri.
Tahsin ayağa kalktı. Kör sopası kullanmazdı. İnsanların onu güçsüz görmesini istemezdi. Ayağa kalkınca ufak bir sendeledi. Mutfağa yöneldi. Ben kalkmadım. Tahsin takip edilme hissini sevmezdi. Geldiğinde elinde bir bardak süt vardı. Bana uzattı. Şaşırmıştım. Aldım. Teşekkür etmedim. O da rica etmedi. İçmeye başladım, soğuktu, içim ürperdi. Bugün canını almaya geldiğim beşinci adam olabilir. Kimse gelişimi bu kadar kabullenip bana iyi davranmamıştı. Tahsin yumuşak huylu biriydi. Tez canlı değil, sakindi. Biliyordu.
Tahsin tekrar yerine oturdu. Sallanmaya başladı, iç çekti. Kendine hiçbir şey almadı. Tahsin’in mesanesi küçüktü, çok şey içmezdi.
Ölünce idrar torbaları boşalır ve altınıza işersiniz. Tahsin güçsüz gözükmeyi sevmezdi.
“Biliyor musun?” dedi Tahsin tam sütümden ilk yudumumu alırken. Bunu dedikten sonra duraksadı. Sallanan sandalyesinin hızını biraz kesti. “Gitmeden önce söylemek istediğim çok bir şey yok, sadece tek bir şey. O çocuğa… O çocuğa verdiğim göz damlası yanlıştı. Doktor olalı üç yıl olmamıştı. Biraz üstten baktım. Diğer doktorların dediklerini dinlemedim. O çocuğun tedavisi yanlıştı. Ve bu, o çocuğa bir göze mal oldu. Tek “keşkem” bu. Yaptığım diğer hataların hepsi bana zarar verdi. Pişman değilim. Beni ben yaptılar belki. Ama o çocuk… O çocuğun bir gözü hala daha görüyor olabilirdi. Kim bilir? Belki çocuk ölmüştür. Belki öleli yıllar olmuştur. Ama ölürken tek gözü görmüyordu. Bunu biliyorum. Keşke… Keşke o çocuğa doğru ilaç verseydim. Veya keşke… O çocuk bir daha hastaneye gelseydi. Onu sadece bir kez daha görebilseydim. Sen bilirsin… O çocuk öldü mü? Sadece bunu bilmek istiyorum.” dedi
Çocuğa ne olduğunu biliyordum. Ama bunu söyleyemezdim. “Eğer öldüyse, bunu onunla, orada konuşabilirsin. Ama eğer ölmediyse, onu orada bekleyebilirsin. Sadece bunu söyleyebilirim.” Dedim. İç çekti. Sallanmaya devam etti.
Artık sütüm bitti. Ayağa kalktım mutfağa gittim. Mutfak çok pisti. Tahsin gururlu biri. Kimsenin toplamasına izin vermiyor. Her işi kendi yapmaya çalışıyor ama göremeyince çok iyi olmuyor. Yerden ufak bir tencere aldım. Tezgâha koydum. Duymaması için ekstra dikkatliydim.
Mutfaktan salona döndüm. Tahsin koltuktaki ceketini alıp giyiyordu. Giyinip, tuvalete yöneldi. Dişlerini iyice fırçaladı. Tahsin dişlerine çok önem verirdi. İnsanlara iyice yaklaşıp muayene ediyordu. Kimseyi rahatsız etmeyi sevmezdi.
Tahsin iyi biriydi.
Tuvaletten çıktı. Bana döndü. Kör gözlerini açtı. Sanki beni süzüyordu. Yutkundum, “Süt için teşekkürler, ama artık gidelim mi?” dedim. Sadece kafasını salladı. Sallanan koltuğunun sallantısını durdurdu. Sol kolluk kısmını öptü.
Kolumu omzuna attım. Beraber yürümeye başladık. Telefonunun şarjı prizde takılı kalmıştı, eğilip çıkardı. Tahsin israfı sevmezdi.