Kategoriler
öykü

haykırış

Ağzıma dolan deniz suyunun boğazımda kuruduğunu hissediyorum… su buharlaştıkça boğazımdan mideme kadar tüm organlarım tuzla doluyor… tuzun tadını alıyorum… dilimdeki yanmanın sebebi bu… dudaklarımın çatlaklarına dolarak tahrik edici bir tat uyandırıyor…

Yüzümdeki karıncalanma hissinin getirdiği bir rahatlama var… evet sadece yüzüm karıncalanıyor… temas ettiği bir şey yüzümün derisini aşındırırken… inanabiliyor musun… yaşadığımı hissediyorum… evet yüzümün derisi karıncalanıyor…

Gözlerini kapalı tut, gözlerini tamamen kapalı tutmazsan kör olacaksın… Kapat o lanet olası gözlerini… evet, aferin… aferin sana… sakın açma gözlerini…

Ellerini kaldır ve kulaklarını kapat… hadi yapabilirsin… hadi yap bunu. Ellerinle kulaklarını kapat ki… sağır olmayasın… hadi, buraya kadar gelmişken kendine bunu borçlusun…

Hayır… midendeki tuzu boşaltmak istiyorsan sakın yapma bunu… duyman gerekiyor… hepsini duymak zorundasın… evet işte böyle duymak zorundasın… yaşam dileyen insanları duymak zorundasın… tanrılarından hayat dileyen… bir kaç saniye daha fazla nefes almanın aslında daha fazla insanın ölüm fermanı olduğunu anlamayan insanların dualarını duymak zorundasın… çünkü şu an onların Tanrısı sensin… şimdi aç gözlerini… hadi aç gözlerini… aç şu siktiğimin gözlerini…

Ellerinden güç al… ellerini kuma dayayarak ayağa kalk… dediklerimi yap… hadi ayağa kalk… önce sağ elini… hayır, ileri uzanma… ileri uzanma… sadece ellerini kuma daya ve kalk ayağa… ayağa kalkarsan az önce bedeni ikiye ayrılan adam gibi birer hedef olacağını mı sanıyorsun… istersen hangi elinle başlayacağını söyleyeyim… ya da onlar mı seçsin…

Hey… hey… duyuyor musun beni… kafanı salla, eğer duyuyorsan kafanı salla… aferin… aferin sana… bir dakika bekle… bekle… sen hâlâ gözlerini açmadın mı… SANA O SİKTİĞİMİN GÖZLERİNİ AÇ DEDİM… AÇ GÖZLERİNİ… dinle, sadece gözlerini açmanı, yavaşça kumlardan kalkmanı istiyorum senden… anlıyor musun beni… sana beni anlayıp anlamadığını sorduğumda cevap vereceksin… ya da boş ver… üçe kadar sayacağım ve sen de gözlerini açacaksın… bir… iki…

Bir tane daha ve artık seni duymuyorum… tam yanımdaydı… üzgünüm seni duymuyorum… onu duyduğum için seni artık duymuyorum…evet… üçte mi kalmıştın… hayır, devam etmene gerek yok bitti…

Bittiğini mi sandın gerçekten… artık sana kimse yardım edemez…duyuyor musun… hey… kulaklarını mı tıkadın…

Saç derimden alnıma doğru süzülen yapışkan sıvının içindeki demir kokusunu alabiliyorum… evet… gittikçe daha da keskinleşiyor… daha da çoğalıyor… demirin kokusu ve yapışkan sıvı giderek çoğalıyor…

Çünkü çok fazla insanın saç derisinden alnına doğru yapışkan sıvı süzülüyor…

ÜÇ… göz bebeklerime girmeye yapışkan sıvı dumandan örülen bir duvarla mücadele ediyor… saç derime her defasında daha da sert çarpan yağmur damlaları sıvının işini daha da kolaylaştırıyor… vücudumun altına girmeye çalışan tuzlu su ağzıma doluyor…

Maddenin sıvı hali seninle fazlasıyla kafa karıştırıcı bir oyun oynuyor… ne olduğunu biliyor musun… sanki az önce biyolojik bir atık gibi seni kusan deniz yeniden kendine geri istiyor…

Deniz beni istiyor…

Deniz seni sevmiyor… deniz senin toprağın üstünde bile işe yaramayacağını anlayıp seni kendi içinde sindirmek istiyor… deniz seni geri verdiği için pişman… senin ona ait olduğunu düşünüyor… söylesene ona ait misin… deniz seni sarıp sarmalamak istiyor…

Deniz beni seviyor…

Deniz senin vücudunun her bir zerresinin ona karışmasını istiyor… deniz onunla bir olmanı istiyor… deniz seninle kendisini boyamak istiyor…

Deniz beni kendisi için istiyor…

Hayır… artık istemiyor… Deniz istediğini aldı… bir sürü kırmızı sıvı çekti içine…

Vücudumun altından akıp giden kırmızı sıvıya karışan parçacıklar denizin kendisiyle birleştirdiği şanslı insanlara ait… parmak uçlarımda hissediyorum… deniz tek başına bunu sadece kimsenin göremeyeceği yerlerde yapabilir… yardım alıyor… birileri ona yardım ediyor…

Yardım edenler denizin suç ortağı olduğunu saklamak için onu dumanların ardında saklıyor…

Biz de o dumandan yorganın altındayız… gözlerimi açmam gerekiyor… denizin kimden yardım aldığını bulmam gerekiyor…

Gözlerin zaten açık…

Ama göremiyorum… duyamıyorum…

Hissedebiliyorsun… diğerlerine engel olan yardımcılar bunun önüne taş koymadan ellerinden destek alarak kalk ayağa… parmak uçların kuma saplandıkça tırnaklarının içine dolan kumun etini nasıl tahriş ettiğini hissedeceksin… parmak uçlarının soyulduğunu hissediyor musun… derinin alt katına nüfuz eden kumu hissediyor musun…

Soğuk… ıslak… yapışkan kumla göğüs kafesim arasında bariyer oluşturan gömleğim her defasında bir düğmesi kopuyor… bacaklarımdan yardım almaya çalıştıkça ayağımdaki ayakkabılar kumlara gömülmekte ısrarcı oluyor…

Rüzgar yüzüne değdikçe denizin de seni geri istediğini düşündürecek sana…

Rüzgar nefesime doluyor… boğazımdaki yanma hissini güçlendiriyor… rüzgar birer şahidi daha yok etmek için dumanı direkt gözlerime doğru üfürüyor… bu sefer deniz beni kurtarıyor…

Tüm vücudunu kaplayan büyük sıvı battaniyeyi gördün mü… bedeninden akarak kumlara karışan… ellerini kitlediğin kumlardan ayıran dalgayı gördün mü… seni istemediğini sanıyordum… ama yanılmışım… deniz daha fazlasını istiyor… şu an gördüklerinden daha fazlasını.

Giyiminden kadın olduğunu anladığım birisi küçük yavrusunu bağrına basmış cenin pozisyonunda yere yattığını görüyorum… muhtemelen tam da bir kaç adım ötesinde patlayan bombadan sonra gövdesinin yarısı parçalanarak kumlara karıştı… ama üst belden yukarısına bir şey olmamış… diğerleri… yani onun yanındakiler dağılan bir yapboz gibiler… kolları, bacakları… hepsi tüm sahile yayılmış… beni de götürmeye gelen rüzgar dumanı geri çektiği için görebiliyorum… kafasının tam ortasından vurulduğu için beyni dışarı taşmış bir adamın elinden tutan küçük oğlan çocuğunun gözleri direkt benim gözlerime bakıyor…

Hayır… o yaşamıyor… yaşayan sensin… sen yaşadığın için onun da seninle aynı kaderi paylaştığını düşünüyorsun…

Çünkü benim de gözlerim açık onun da… ama benim kollarımdan ikisi de yerindeyken onunkilerden biri yok… tam da benimle aynı hizada duran birisi var… aynıyız… kollarını görebiliyorum… evet… ben tepenin bu tarafındaysam o da öteki tarafta…

Çek onu…

Kollarından tutup kendime doğru çekiyorum… elleri buz gibi… böyle yapamayacağım… parmaklarımı parmaklarının arasına yerleştiriyorum, olanca gücümle çekersem bana doğru gelecektir… tüm gücümle çektiğimde ellerimden sıkıca tutan iki adet koldan başka bir şey olmadığını görüyorum… sadece iki tane kol… geri kalanı yok… tepeden aşağı baktığımda kafası kopmuş bir gövdenin iki eksik parçasını elimde tuttuğumu anlıyorum…

Hayal kırıklığı… gerçek bir hayal kırıklığından ibaretsin… cidden etrafında yaşayan birileri olduğunu sanıyor musun… ayağa kalkabilecek kadar tek parçasın… ama olduğun yere saplanacak kadar da paramparçasın… ne kadar da zayıfsın… sen buradaki sakatat yığınından daha fena bir haldesin… kafanın tam orta yerine gelecek olan tek mermiyle yok oluşunu izleyeceğim… insan kendi geleceğini göremez derler, ama sen ne şanslısın ki senin geleceğin sol tarafında yaşanıyor bile…

Sol tarafıma bakmak istemiyorum… ileri gitmek istiyorum… ağaçları… ciğerlerim ihtiyacı olan oksijeni bana veren ağaçları görüyorum… onlara ulaşmam lazım… biraz daha ileri gidersem onlara ulaşacağım… dirseklerimden koparak yere yapışan derimin alt katmanındaki ağrıyı hissedemeyecek hale gelene kadar ilerleyeceğim… biraz daha… ilerideki o koca demir çubuk bana yardım edecek… işte iki elimle de sertçe sarılıyorum ona… bedenimdeki tüm sinir hücrelerim çığlık atıyor… vücudumun içinden geçen cızırtı geri dönüp dönüp kafatasımın içindeki organın patlaması için olağanüstü çaba sarf ediyor… göz bebeklerimin etrafına yığılan kırmızı şimşekler onu ortada sıkıştırarak parçalamak için tüm gücüyle saldırıyor… avuçlarım demirden kopmadığı gibi ona nüfuz ediyor… kurtulamıyorum… vücudum hissettiklerini dışarı kusmak istiyor… bir… iki…

ÜÇ.

Sırt üstü dönüyorum… bedenimde yaşananları atmak… hissettiğimi duyurmak istiyorum… bağırmak… avazım çıktığı kadar bağırırsam olacağını biliyorum… hayır… olmuyor… ağzımı ne kadar açsam da… sesim çıkmıyor… kendi sesimi duymuyorum… kendi ses dalgalarımı görmüyorum… kelimelerin gelişini hissediyorum… hepsi boğazımda ilişip kalıyor… kelimeler boğazıma yığılarak nefes alışımı engelliyor… kelimelerin kusmuğunda boğulduğumu hissediyorum… az önce derisinin yarısı demirde kalan ellerimle boğazımı tutuyorum… boğazıma yapışıp kalan deri parçacıklarını hissediyorum… içindeki kumlara kan karışan tırnaklarım boynumu tırmalıyor… bağıramıyorum.

Ama bağıranları duyuyorsun. Sol tarafındaki uzun sırada kafalarına sıkılan insanların hemen yanı başlarındaki tanımadığı kişinin onlar için ağıt yakan son insan olduğunu bilmeden bu dünyadan göçüp gittiklerini izliyorsun. Hepsi ölecek. Az önce o büyük tenekedeki insanlar gibi. Sen sadece izleyeceksin. Etrafındaki kaosu izleyeceksin ve hiçbir zaman, hiçbir şey yapamayacaksın. Kafanın üstünden uçan helikopterler seni görene kadar burada uzanıp kalacak, onları bir ceset olarak karşılayacaksın. O güzel ellerini hatırlayan kimsecikler olmayacak ve böylece o ellerin de asla var olmayacak.Etrafındaki bir süre bedenle aynı manayı taşıyacak, basit bir istatistik gösterici olacaksın.

Yalvarırım yardım et bana… sadece ağlamak istiyorum.

deniz s.

Yorum bırakın