Kategoriler
öykü

acaba

Elimde biram, biriciğime bakıyorum. Buradaki en güzel kadın o. Kafasındaki beyaz tacı, dizinde biten beyaz elbisesi, bembeyaz teni ve doğal sarı saçlarıyla bir tanrıçaya benziyor. Acaba beni kimle aldatıyor? Bu dostunun düğünündeki hangi kodaman herifle beni boynuzluyor?

Arabada tek kelime konuşmadık. Bana bakmadı bile, sadece dışarıyı izledi. Düğün biraz ıssız bir kırda. Bu yüzden giden yol alabildiğine orman. 

Arabadan inerken bile tek kelime konuşmadık. Park yerinde Aslı’yla karşılaştık, gidip hemen ona sarıldı. Aslı geçen aydan sonra kilo almaya devam etmiş. Bana samimiyetsiz bir el uzattı, aynı samimiyetsizlikle elini sıktım. Sanki biriciğimin pati vermeyi öğrenmiş köpeği gibi.

Biram bitince garson çocuğa el ettim. Bana buz gibi bir bira getirdi. Yeleğinin cebine iki yüzlük sıkıştırdım. Hafifçe omzuna vurdum. Sonra önümden çekilmesi için onu hafifçe ittim. 

Şu ellerinin ahengine, gözlerinin körpeliğine dayanamıyorum ama baktıkları ben değilim. Onlar Selim’e bakıyorlar. Benim omuzlarıma öyle dokunsa dizlerimin bağı çözülür ama Arif’in omuza elini atıyor. 

Elimdeki boş bira şişesini yere attım. Ya dört ya da beşinciydi. Hâlâ araba kullanma görevi bende, bundan dolayı altı veya yedi değil.

Sağ kolunda Arif var, sol kolunda Selim. Acaba hangisiyle beni aldatıyor? 

Selim benim eski arkadaşım. Aslında biriciğimin arkadaşı. Biz biriciğim ile tanıştığımız zaman onlar zaten arkadaşlardı ama ilişkileri bana hep tuhaf gelirdi. Bir kadının en yakın arkadaşının erkek olması tuhafıma gitmişti. İlk sevgililiğimizi açıkladığımız kişi de Selim’di.

Ben ne zaman etrafta olmazsam Selim hep orada. Sinsi bir köpekbalığı gibi. Kan çıkmasını, kavga etmemizi bekliyor. Ben böyle hissediyorum, biriciğim ise sadece gülmekle yetiniyor. 

Arif ise burada yeni tanıştığımız biri, damadın arkadaşı. Ben ne gelini ne de damadı tanıyorum. İkisini de biriciğim tanıyor. Arif’i biriciğim de tanımıyor. Yakışıklı bir adam. Allah sevenine bağışlasın. 

Arif yapsa daha az üzülürüm. Selim’den yiyeceğim bir darbe bana kendimi daha kötü hissettirir. Gözümün önünde olmuş olur her şey.

Biriciğimle geçen kış ufak bir ara vermiştik. Biraz dinlenmek istiyordu. Beni evde yanağımdan öpüp saçlarımı karıştırarak “buna ihtiyacı olduğunu” söylemişti.

Aynı korkuyu dizlerimde hissediyorum. 

Heyecanlı heyecanlı ikisine de bir şeyler anlatıyor. Bu heyecanını bende hissetmiyor. Ne zaman bir şey sorsam üflüyor. Gününü sorsam “aynı” diyor. Sanırım son bir yıldır her günü aynı veya bana anlatmaya değecek bir olay yaşamadı. 

Kolunda adamlar varken Mert’i görünce ufak bir çığlık attı. Elindeki şarabı tekleyip kadehini beyaz örtülü, çerez çöpleri dolu bir masaya koydu. Topuklu ayakkabıların müsaade ettiği hızda koşarak Mert’e sarıldı. Buraya geldiğimizden beri benle hâlâ konuşmadı. Beni görmezden geldi ama Mert’e koşarak gitti.

Mert’e kocaman bir sarılma ve yanağına kocaman bir öpücük. Mert de geri durmadı o da öptü. Belinden salaktan bir sarılma. 

Biriciğim bugün beni hala öpmedi. Biriciğim bugün bana hala sarılmadı. Ama bugün ben dışı üçüncü adama sarıldı bile. 

Mert benim asistanım. Birkaç kez bizde yemek yedi. İyi bir çocuktur, çalışkandır ama onu yarın kovacağım. Biriciğim benden önce ona sarıldı. 

Mert’in burada ne işi var? Doğru, ben çağırdım. 

Biriciğim yanındakilerden ayrılmış. Nasıl hissettiğimi bilmiyor. Benim ne düşündüğümü umursamıyor. Onu ne kadar fazla sevdiğimin farkında değil. Onun için yapmayacağayım şey yok. Ama o benden kopmuş gibi. Düğüne geldiğimizden beri daha yüzüme dönüp bakmadı sayılır. Sadece eğlenmek istiyor. Ben de eğlenmek istiyorum. Ama onunla eğlenmek istiyorum. Onunla konuşmak, onunla misafirleri çekiştirmek istiyorum.

Dönüp Selim’e baktım, sarhoştu. Masada kendi kendine gülüyordu. Biriciğim kendini kaybedenleri sevmez. 

Dönüp Arif’e baktım. Genç garson kıza doğru eğilmiş kartını uzatıyordu. Avukattı sanırım. Birkaç hukuk terimi sallayıp hafifçe gülümsedi. Yakışıklı bir adam, garson kızın gözünde Tanrı olmalıydı. En azından biriciğimden uzakta duruyordu.

Mert ise dümdüz duruyordu. Galiba kusmak üzereydi. Çok bakmadım, benim de kusasım gelirdi böyle şeylere. 

Ufak bir geğirdim. Geğirirken biriciğim dönüp bana baktı, o an gözlerinde iğrenme gördüm. Etrafta sarhoşlar vardı, bense ufak bir geğirdiğim için suçluydum. Bana iğrenmek için bile ayırdığı süre on saniyeden fazla değildi. 

Mert’e koştu, bir bardak su ve nerden aldığını bilmediğim bir şeker verdi. Mert, biriciğim bir tanrıçaymış gibi ona baktı, cesaret edemezdi. 

Biriciğim bana bugün sarılmadı. 

Biriciğim beni bugün öpmedi. 

Düğünden ayrılırken ben Mert’e bakmaya gittim. Biriciğimse gelin ve damada gitti. Ben iyi dilek vermeyi unuttum. Uzaktan baktım, biriciğim damada kocaman sarılıp benim yerime de tebrik etti. O an gelinin yüzünü görmek isterdim. 

Arabaya bindik. Ayakkabılarını çıkarıp çıplak ayakkabılarını torpidonun üstüne koydu. Dayanamadım sordum, “Hangisiyle?” dedim.

Durdu, ufak bir güldü, ayaklarını indirdi ve koltuğa düzgün bir şekilde oturdu. Eliyle kolluğun üstündeki elimi yavaşça pışpışladı. Sonra elini yanağıma koydu, bana doğru eğilip diğer yanağımdan sıcacık öptü. Şarabın kokusunu alabiliyordum. Biraz geri çekildi, yüzümü iyice süzerken yanağımdaki elini saçlarıma götürdü, biraz karıştırdı, “Hadi gidelim” dedi. Yaslanıp koltuğuna iyice kuruldu, iç çekti. Uykuya dalmaya hazırdı. Gözleri kapalıyken bir periye benziyordu. 

Arabayı çalıştırdım. Mert otoparkın girişindeki çalıda kusuyordu. Yanından geçtim. Aynadan bakınca hâlâ kustuğunu gördüm. Midem bulandı. 

Gözlerinde nefret gördüm o kadının. 

En çok da adamından nefret ediyor. 

Fiziken değil, ruhen ve fikrinde. 

Sanki 4 milyar yıllık dünyanın,

En eski kafalısı.  

Sanki nefesini bile yanlış alıyor. 

Adam ise saf ki saf. 

Karısının onun iyiliğini istediğini düşünüyor. 

Bir ezik gibi ona kul köle oluyor.

yiğit loğman

Yorum bırakın