Ölüm adeta bir umut misali dolanıyor etrafta.
Yokluğum meydan okuyor varlığıma.
Birbirine karışıyor sesler, zihnimin koridorlarında feryatlar yankılanıyor, fikirlerim kendi yansımalarını bulmak için için savaşa giriyor gerçeklerle… Değişmek için öldürüyor karşısına çıkan engelleri, beni ben yapan engelleri. Yolun sonuna geldiğinde gördüğü gerçeklerin birer ayna olmasından korkuyor delice. Ben kendi gerçekliğimin delisiyim ya da başkalarının gerçeklerinde deliyim, biliyorum. Gerçek dediğin nedir ki… Herkesin kendisine uygun olana inandığı yalanlar toplusu.
Karanlık dehlizlerime sinen kanla karışık ceset kokusuna alışan eski hatalarımın aksine yeni gelenlerin midesi bulanıyor, sürekli kusuyorlar kendilerini. Hırçınlıkla var olmak, galibiyetini kutlamaya çalışıyorlar. Kendilerine yer edinmek, sarsılmazlıklarını ilan etmeye çalışıyorlar. Benden nefret ederek var oluyorlar. Dayanamıyorum fikirlerimin benden nefret etmesine, beni ben yapan her şeyi değiştirmesine. Korkularımı geride bırakmak zorunda olduğumu hatırlatıyor ama onlardan vazgeçersem elimde başka ne kalacağını söylemiyorlar.
Bilincimin altında kalanların hep orada kalması ve hatta ezilip yok olması için üst kısımlarına hep daha fazlasını yüklüyorum aslında. Her gün içeride oluşan artçı depremlerimle birlikte bekliyoruz en yıkıcı felaketi.
İçine sıkışıp kaldığım bedeni anlamlandırmak için uğraşıyorlar durmadan. Burası zihnim, burada hayaller gerçek olur diye iltifat ediyorlar bana. Unutuyorlar bence, herkes inanabildiği iltifatı kabul eder. Kendime her gün yeni lakaplar takıyorum, en sevdiğimse toplum tarafından sindirilmeden kusulmuş bir insan oluyor.
Fikirlerim arzularımın getirdiği çaresizlikten faydalanarak saldırıyorlar bana. Saldırının altında ezilirken fiziksel bir aktivite sunamamanın ağırlığıyla varlığım siliniyor adeta. Düşüncelerimin hakimiyeti arttıkça bedenim karşı koyamadan teslim oluyor. Fikirlerim uyanık kaldıkça vücudumu terk eden uyku tüm enerjimi kendisiyle götürüyor.
Uçmak için verilen kanatlarımı kendimi saklamak için kullanıyorum kadife çiçeklerinden oluşan bir tarlada. Mürekkepli ellerimle açmaya çalışıyorum kanatlarımın düğümünü. Dolmuş gözlerle bakıyorum etrafa, anlamıyorum kanatlarımı görmüyor mu kimse yoksa ben miyim sırtımdaki ağırlıkları kanat sanan.
Sıradanlığımdan çok korkuyorum, buraya sıkışmışlığımdan çok korkuyorum, sıradanlığımın bana yaptıracağı şeylerden çok korkuyorum.
Ben bozuk değilim, tekrarlanmaya ayarlanmış bir makineyim sadece.
Düşünüyorum, anlamlandırmak için deliliğimi. Anlıyorum, bazı şeylere anlam katmaya çalışınca anlamsızlaşıyor hayat. Zihnimin dünyası yıkılırken yolculuğa çıkıyorum, her yerin harabe kaldığını hesap etmeden.
Niteliksiz devamlılığımdan kurtulmak istiyorum sadece. Yapmak istediğimle yaptıklarım arasındaki farktan oluştuğum gerçeğini kabul etmeden çaba veriyorum durmadan. Hayatta büyük anlamları büyük olaylar yaşamadan bulmanın verdiği sevinç kucaklaşıyor yalnızlığımla… Başkalarının tercihleri yüzünden oluşan yalnızlığımla. Tek kişilik olmayan kalabalık yalnızlıkla yüz yüze geliyorum.
Ne de karanlıktır benim yalnızlığım, tek gerçeğin o olduğuna inandırıyor beni. Belki de bu sebepten, gözlerimi kapatıyorum kalabalıklara. Sevdiğim adama bakıyorum uzaktan, korkuyorum zorla alıştığım yalnızlığımı kirleteceği düşüncesinden. Kime söylemek istiyorum burada olduğumu? Sinsice, savaşmadan yalnızlığımı yenmek istiyorum.
Fikirlerimi kalıplara sokan herhangi bir şeyin ilgi çekici olmadığını bilerek çekiliyorum kalıplara. Yüzüme mühürlenmiş gülümseme ve gözümden akmayan damlalar anlatıyor tebessümümün sebepsizliğini. Her geçen gün daha fazla anlıyorum hiç kimseyi sevgimle manipüle edemeyeceğimi.
Soruyorum kendime; ölmek isteyip de yaşamak mıdır araf, yoksa var olduğun halde yaşayamamak mıdır diye. Belki en yüksek tepeden bakıyorum dünyaya. Hayır, şu an dünyanın en yüksek tepesinde durmuyorum, nereye gidersem gideyim, çok büyük bir ceset yığınının üstünde duruyorum. O ölülerle konuşmak için göğe bakmak yerine aynaya bakıyorum. (Onların hem kurbanını, hem de katilini görmek için.)
Çok merak ediyorum, eksiklerimi ben mi oluşturdum yoksa başkaları mı? Kendimin geçmişteki pişmanlığım olmasından korkarak yaşıyorum bu hayatı. Kendi kendime açtığım savaşta ne kadar çok müttefikim varmış, ne kadar çok yalnızmışım. Hem kendimin casusu, hem de savaşçısıymışım. Bağımsızlığımı ilan etmeye çalışmıyorum asla, bağlılık yeminimi ettim çünkü dünyaya gelirken.
Zihnimin savaşmasına izin veriyorum bu yüzden. Çünkü savaştan sonra gelecek o huzuru ve sessizliği merak ediyorum.
deniz s.